Türkiye’de Çocuk Nüfus Azalıyor, Yoksulluk Riski Artıyor

Türkiye’de çocuk nüfus azalırken, her 3 çocuktan 1’i yoksulluk riski altında; demografik dönüşüm ve eşitsizlikler büyüyor.

Türkiye’de çocukların demografik yapıdaki ağırlığı giderek azalırken, yoksulluk ve sosyal dışlanma riski çocuklar açısından daha görünür hale geliyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2025 yılı “İstatistiklerle Çocuk” verilerine göre, ülkede yaşayan her üç çocuktan biri ekonomik açıdan kırılgan koşullarda büyüyor.

Çocuk nüfusun payı düşüyor

Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi verilerine göre 2025 yılı sonunda Türkiye nüfusu 86 milyon 92 bin 168 kişiye ulaşırken, bunun 21 milyon 375 bin 930’unu çocuklar oluşturdu. Ancak çocukların toplam nüfus içindeki oranı yıllar içinde belirgin şekilde geriledi. 1970’te yüzde 48,5 olan oran, 2025’te yüzde 24,8’e kadar düştü.

Uzmanların projeksiyonlarına göre bu düşüş sürecek. Mevcut eğilim devam ederse çocuk nüfus oranının 2100 yılına kadar yüzde 14,5 seviyesine gerilemesi bekleniyor. Doğurganlıkta yaşanan hızlı düşüş, bu tabloyu belirleyen en kritik faktör olarak öne çıkıyor.

Avrupa’ya kıyasla hâlâ yüksek ama düşüşte

Türkiye’nin çocuk nüfus oranı, Avrupa Birliği ortalaması olan yüzde 17,6’nın üzerinde bulunuyor. Ancak bu farkın önümüzdeki yıllarda kapanması bekleniyor. Türkiye şu an için genç nüfus avantajını korusa da demografik dönüşüm hız kazanmış durumda.

Bölgesel farklılıklar dikkat çekiyor

İller bazında incelendiğinde çocuk nüfus oranında ciddi farklılıklar görülüyor. Şanlıurfa yüzde 43,3 ile en yüksek orana sahip il olurken, Tunceli yüzde 15,9 ile en düşük seviyede yer aldı. Bu durum, doğurganlık, göç ve sosyoekonomik koşulların bölgesel etkisini açık şekilde ortaya koyuyor.

Her 3 çocuktan 1’i risk altında

Araştırmanın en çarpıcı bulgularından biri ise çocukların ekonomik durumuna ilişkin. Verilere göre Türkiye genelinde nüfusun yüzde 27,9’u yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altındayken, bu oran çocuklarda yüzde 36,8’e yükseliyor. Yani her üç çocuktan biri risk altında.

Cinsiyet bazında bakıldığında kız çocuklarında bu oran yüzde 37,8 ile erkek çocuklara göre biraz daha yüksek. Bu durum, çocuk yoksulluğunun toplumsal eşitsizliklerle iç içe geçtiğini gösteriyor.

Hane yapısı ve çocuk sayısı değişiyor

Türkiye’de toplam hane sayısı yaklaşık 27 milyona yaklaşırken, hanelerin yüzde 41,9’unda en az bir çocuk bulunuyor. Tek çocuklu haneler öne çıkarken, çok çocuklu ailelerin oranı giderek azalıyor. Bu değişim, doğum oranlarındaki düşüşle paralel ilerliyor.

Eğitimde erişim artıyor, ancak eşitsizlik sürüyor

Eğitim verileri, çocukların okullaşma oranlarında genel bir artış olduğunu ortaya koyuyor. Beş yaş grubunda net okullaşma oranı yüzde 82,5, ilkokulda yüzde 95,4, ortaöğretimde ise yüzde 82,9 seviyesinde. İlkokul tamamlama oranı ise yüzde 98,6 ile oldukça yüksek.

Buna rağmen özellikle ortaöğretim seviyesinde okulu tamamlama oranlarının düşmesi ve bölgesel farklar, eğitimde fırsat eşitsizliğinin devam ettiğini gösteriyor.

Sağlık göstergelerinde iyileşme var

Sağlık alanında ise olumlu gelişmeler dikkat çekiyor. Hastanede gerçekleşen doğum oranı yüzde 99,4’e ulaşırken, bebek ölüm hızı binde 9’a kadar geriledi. Ortalama yaşam süresi 78,1 yıl olurken, kız çocuklarının yaşam beklentisinin erkeklere göre daha yüksek olduğu görüldü.

Sosyal yapıdaki değişim

Çocuk bağımlılık oranı 2019’da yüzde 34,1 iken 2025’te yüzde 29,7’ye düştü. Bu durum, çalışma çağındaki nüfusun yükünün değiştiğini gösterirken, uzun vadede yaşlı nüfusun artışıyla birlikte farklı sosyal sorunların gündeme gelmesi bekleniyor.

Öte yandan çocuk yaşta evliliklerin belirgin şekilde azalması, sosyal dönüşüm açısından olumlu bir gelişme olarak öne çıkıyor.

Uzmanlara göre ne yapılmalı?

Veriler, Türkiye’nin aynı anda iki önemli sorunla karşı karşıya olduğunu gösteriyor: azalan çocuk nüfus ve artan çocuk yoksulluğu riski. Uzmanlara göre bu tabloya karşı:

sosyal destek programlarının güçlendirilmesi,
eğitimde fırsat eşitliğinin artırılması,
çocuklara yönelik doğrudan gelir ve beslenme desteklerinin yaygınlaştırılması
gibi politikalar kritik önem taşıyor.

Aksi halde, demografik avantajını kaybeden Türkiye’de çocukların yaşam koşullarındaki eşitsizlikler daha da derinleşebilir.