Yumurtalık (Over) Kanseri Nedir? Belirtileri, Nedenleri ve Tedavisi

Over kanseri, erken belirtilerin belirsizliği nedeniyle "sessiz katil" olarak bilinen ve geç tanı konan bir jinekolojik kanser türüdür; erken teşhis hayat kurtarır.

Yumurtalık kanseri, kadın üreme sisteminin en önemli organlarından biri olan overlerde gelişen ve çoğunlukla geç evrede teşhis edilen, ciddi bir malign tümör hastalığıdır. Tıp literatüründe “over kanseri” ya da latince kökenli adıyla “ovaryan kanser” olarak da geçen bu hastalık, dünya genelinde kadınlarda görülen kanser türleri arasında beşinci sırada yer almakta; jinekolojik kanserler arasında ise en yüksek ölüm oranına sahip hastalık olma özelliğini korumaktadır. Türkiye’de her yıl binlerce kadın bu tanıyı almakta, tanı anındaki evrenin geç olması nedeniyle tedavi süreci oldukça zorlu bir seyir izlemektedir.

Overlerin temel işlevi, östrojen ve progesteron gibi üreme hormonlarını üretmek ve her ay bir yumurta hücresi (oosit) serbest bırakmaktır. Yumurtalık kanseri, bu organın yüzeyini örten epitel hücrelerinden, germ hücrelerinden ya da stromal dokulardan kaynaklanabilmektedir. Hangi hücre tipinden başladığına göre hastalığın seyri, tedaviye yanıtı ve prognozu belirgin biçimde farklılaşmaktadır. Bu çeşitlilik, over kanserini tek tip bir hastalık olarak değil; birbirinden farklı biyolojik davranışlara sahip bir hastalık grubu olarak ele almayı zorunlu kılmaktadır.

Over Kanserinin Türleri

Over kanseri, köken aldığı hücre tipine göre üç ana gruba ayrılmaktadır.

Epitelyal over kanserleri, tüm over kanserlerinin yaklaşık yüzde doksanını oluşturmaktadır. Overlerin dış yüzeyini kaplayan epitel hücrelerinden gelişir. Seröz, müsinöz, endometrioid ve berrak hücreli olmak üzere birkaç alt tipi bulunmaktadır. En sık görülen ve en agresif seyirli olanı yüksek dereceli seröz karsinomdur.

Germ hücreli tümörler, yumurta üretiminden sorumlu olan germ hücrelerinden kaynaklanmaktadır. Genellikle genç kadınlarda ve çocuklarda görülmekte olup tedaviye yanıtları epitelyal tiplere kıyasla çok daha iyidir. Disgerminoma ve teratomlar bu grubun en bilinen örnekleridir.

Stromal tümörler ise overlerin bağ dokusunu oluşturan hücrelerden gelişmektedir. Granüloza hücreli tümörler bu kategorinin en yaygın temsilcisidir. Hormon salgılayabildiklerinden, bazı durumlarda beklenmedik vajinal kanama ya da androjen fazlalığına bağlı belirtilere yol açabilirler.

Over Kanserinin Belirtileri

Over kanserinin en önemli ve aynı zamanda en tehlikeli özelliği, erken evrelerde neredeyse hiçbir belirti vermemesidir. Bu sessiz seyir, hastalığın çoğunlukla üçüncü ya da dördüncü evrede, yani tümörün karın içine ya da diğer organlara yayıldığı dönemde fark edilmesine yol açmaktadır. “Sessiz katil” olarak da anılan bu kanser türünde ortaya çıkan belirtiler çoğunlukla özgül değildir ve irritabl bağırsak sendromu ya da sindirim sorunlarıyla karıştırılabilmektedir.

Hastalığın başlıca belirtileri şu şekilde sıralanabilir:

  • Karın şişkinliği ve dolgunluk hissi: Özellikle yemekten bağımsız olarak sürekli var olan şişkinlik, dikkat gerektiren önemli bir işarettir.
  • Pelvik ya da karın ağrısı: Alt karın bölgesinde kronik, künt bir ağrı ya da baskı hissi.
  • Çabuk doyma ve iştah kaybı: Normalden çok daha az yemek yenilmesine rağmen tokluk hissi.
  • Sık idrara çıkma: Mesane üzerine binen baskıya bağlı olarak idrara sık çıkma ihtiyacı.
  • Bağırsak alışkanlıklarında değişim: Kabızlık ya da diyare gibi alışılmadık değişiklikler.
  • Açıklanamayan yorgunluk ve halsizlik.
  • Vajinal kanama: Özellikle menopoz sonrasında görülen vajinal kanama mutlaka ciddiye alınmalıdır.
  • Kilo kaybı veya kilo artışı.

Bu belirtilerin her biri tek başına büyük ölçüde özgül olmasa da birden fazlasının bir arada ve uzun süre (iki haftadan fazla) görülmesi durumunda mutlaka bir jinekologa başvurulmalıdır.

Over Kanserinin Nedenleri ve Risk Faktörleri

Over kanserinin kesin nedeni henüz tam anlamıyla aydınlatılamamış olsa da bilimsel araştırmalar, hastalığın gelişiminde rol oynayan çok sayıda risk faktörünü belirlemiştir.

Genetik yatkınlık ve aile öyküsü, over kanseri riskini artıran en güçlü faktörlerin başında gelmektedir. BRCA1 ve BRCA2 gen mutasyonları, over kanseri riskini genel nüfusa kıyasla dramatik biçimde yükseltmektedir. BRCA1 mutasyonu taşıyan kadınlarda yaşam boyu over kanseri gelişme riski yüzde kırk ila elli arasında seyrederken, BRCA2 mutasyonunda bu oran yüzde on sekiz ila otuz arasında kalmaktadır. Birinci derece akrabalarında over ya da meme kanseri öyküsü bulunan kadınlar, genetik danışmanlık alması gereken risk grubu içindedir.

Yaş, bir diğer önemli risk faktörüdür. Over kanseri her yaşta görülebilmekle birlikte, vakaların büyük çoğunluğu elli yaş üzeri kadınlarda teşhis edilmektedir. Menopoz sonrası dönem özellikle dikkat gerektirmektedir.

Doğurganlık öyküsü ve hormonlar da risk üzerinde belirleyici rol oynamaktadır. Hiç çocuk doğurmamış olmak (nulliparite), endometriozis varlığı, uzun süreli östrojen kullanımı ve polikistik over sendromu (PKOS) riski artıran faktörler arasında sayılmaktadır. Öte yandan oral kontraseptif kullanımının, emzirmenin ve gebeliğin over kanseri riskini belirgin ölçüde azalttığı bilinmektedir.

Obezite, birçok kanser türünde olduğu gibi over kanserinde de riski artıran bir faktör olarak öne çıkmaktadır. Yüksek beden kitle indeksi (BKİ), özellikle menopoz öncesi dönemde over kanseri riskiyle ilişkilendirilmektedir.

Endometriozis hastalığının da, özellikle berrak hücreli ve endometrioid over kanseri alt tipleriyle ilişkili olduğu yapılan çalışmalarla ortaya konmuştur.

Tanı Yöntemleri

Over kanserinin erken teşhisi son derece güçtür; zira henüz standart, güvenilir bir tarama testi bulunmamaktadır. Bununla birlikte tanı sürecinde başvurulan yöntemler şöyle sıralanabilir:

Pelvik muayene, jinekolojik değerlendirmenin temel adımıdır. Anormal kitleler ya da asit (karın boşluğunda sıvı birikmesi) bu muayene sırasında fark edilebilir.

Transvajinal ultrasonografi (TVUSG), overlerin boyutunu, kist yapısını ve şüpheli kitleler içindeki kan akımını değerlendiren önemli bir görüntüleme yöntemidir.

CA-125 tümör belirteci, kanın içindeki bu proteinin düzeyini ölçmektedir. Ancak CA-125, over kanserinin kesin tanısını koymak için yeterli değildir; endometriozis, miyom ya da karaciğer hastalığı gibi pek çok benign durumda da yükselebilmektedir.

Bilgisayarlı tomografi (BT) ve manyetik rezonans görüntüleme (MRI), tümörün yayılım alanını, lenf nodu tutulumunu ve uzak metastazları değerlendirmek amacıyla kullanılmaktadır.

Biyopsi ve patolojik inceleme ise kesin tanının konulmasında altın standarttır. Çoğu zaman cerrahinin bir parçası olarak gerçekleştirilmektedir.

Evreleme Sistemi

Over kanseri, FIGO (Uluslararası Jinekoloji ve Obstetrik Federasyonu) tarafından belirlenmiş bir sınıflamaya göre dört evreye ayrılmaktadır. Evre I‘de tümör yalnızca bir ya da her iki overde sınırlıdır. Evre II‘de pelvik organlara yayılım söz konusudur. Evre III‘te karın içine yayılım ve/veya lenf nodu tutulumu mevcuttur. Evre IV‘te ise karaciğer, akciğer gibi uzak organlara metastaz gerçekleşmiştir. Vakaların yüzde yetmişten fazlası Evre III ya da Evre IV’te tanı almaktadır.

Tedavi Yaklaşımları

Over kanserinin tedavisi, hastalığın evresine, histolojik tipine, hastanın genel sağlık durumuna ve genetik profiline göre bireyselleştirilmektedir. Temel tedavi modaliteleri şunlardır:

Cerrahi tedavi, over kanserinde hem tanısal hem de terapötik açıdan birincil müdahaledir. Sitoredüktif (debulking) cerrahi adı verilen bu operasyonda amaç, tümör yükünü mümkün olan en aza indirmektir. Tipik bir operasyon; her iki yumurtalığın, tüplerin, uterusun, omentumun (karın içi yağ dokusu) ve etkilenmiş lenf nodlarının çıkarılmasını kapsamaktadır. Cerrahinin ardından kalan tümör dokusunun miktarı (rezidüel hastalık), prognozu belirleyen en kritik faktörlerden biridir.

Kemoterapi, cerrahiyi takip eden standart tedavi yaklaşımıdır. Karboplatin ve paklitaksel kombinasyonu, over kanseri kemoterapisinde altın standart olarak kabul görmektedir. İleri evre hastalıkta genellikle altı kür uygulanmaktadır.

Hedefli tedaviler, son on yılda over kanseri tedavisinde büyük bir devrim niteliği taşımaktadır. PARP inhibitörleri (olaparib, niraparib, rucaparib), özellikle BRCA mutasyonu taşıyan hastalarda idame tedavisinde son derece etkili sonuçlar vermektedir. Bevacizumab (anti-VEGF antikoru) ise tümörün beslenmesini sağlayan damar oluşumunu engelleyerek hastalığın ilerlemesini yavaşlatmaktadır.

Radyoterapi, over kanserinde görece sınırlı kullanım alanı bulmakla birlikte bazı özel klinik durumlarda başvurulan bir yöntem olmaya devam etmektedir.

Prognoz ve Beş Yıllık Sağkalım

Over kanserinde prognoz, büyük ölçüde teşhis anındaki evreyle belirlenmektedir. Evre I’de teşhis edilen hastalarda beş yıllık sağkalım oranı yüzde doksanın üzerinde iken, Evre III-IV’te bu oran yüzde yirmi beş ile otuz beş arasına gerilemektedir. Bu dramatik fark, erken teşhisin hayat kurtarıcı önemini bir kez daha gözler önüne sermektedir.

Koruyucu Önlemler ve Farkındalık

Over kanserinde kanıtlanmış bir primer korunma yöntemi bulunmamakla birlikte, riski azaltıcı bazı yaklaşımlar mevcuttur. Oral kontraseptif kullanımının over kanseri riskini yaklaşık yüzde elli oranında azalttığı bilinmektedir. BRCA mutasyonu taşıdığı saptanan yüksek riskli kadınlarda ise profilaktik salpingo-ooforektomi (yumurtalık ve tüplerin cerrahi olarak alınması) riski dramatik biçimde düşürmektedir. Bunların yanı sıra sağlıklı beden ağırlığının korunması, düzenli jinekolojik muayene ve aile öyküsünün dikkatli biçimde sorgulanması, erken tanıya katkı sağlayabilecek önemli adımlardır.

Toplumsal farkındalığın artırılması da en az bireysel önlemler kadar kritik bir önem taşımaktadır. Belirtilerin tanınması, şüpheli durumlarda gecikmeden hekime başvurulması ve genetik risk faktörlerinin bilinmesi; bu sessiz hastalıkla mücadelede bireyin elindeki en güçlü silahlardır.


Sık Sorulan Sorular

1. Over kanseri kimlerde daha sık görülür?
Over kanseri en çok elli yaş üzeri, menopoz dönemindeki kadınlarda görülmektedir. BRCA1 ya da BRCA2 gen mutasyonu taşıyanlar, ailesinde over ya da meme kanseri öyküsü bulunanlar, endometriozis hastaları ve hiç doğum yapmamış kadınlar daha yüksek risk grubundadır.

2. CA-125 testi over kanserini kesin olarak teşhis edebilir mi?
Hayır. CA-125, over kanserinin varlığını tek başına doğrulayan bir test değildir. Endometriozis, pelvik enflamasyon, karaciğer hastalığı ve hatta menstrüasyon gibi benign durumlar da CA-125 düzeyini yükseltebilir. Tanı; görüntüleme, klinik bulgular ve nihai olarak patolojik incelemeyle birlikte konulabilmektedir.

3. Over kanseri tedavi edilebildikten sonra tekrarlayabilir mi?
Evet. Özellikle ileri evre over kanserinde nüks (yeniden nükseden hastalık) riski oldukça yüksektir. Hastaların önemli bir kısmı başarılı ilk tedavinin ardından iki ila üç yıl içinde nüks yaşamaktadır. Bu nedenle tedavi sonrası düzenli takip muayeneleri son derece önem taşımaktadır.

4. Over kanseri geçiren bir kadın hamile kalabilir mi?
Bu, büyük ölçüde hastalığın evresine, tümörün tipine ve uygulanan tedaviye bağlıdır. Genç, erken evre hastalarında ve özellikle germ hücreli tümörlerde, karşı overin ve uterusun korunduğu fertilite koruyucu cerrahi seçenekleri uygulanabilmektedir. Bu konu mutlaka üreme onkolojisi konusunda uzmanlaşmış bir ekiple değerlendirilmelidir.

5. Over kanseri ile over kistleri arasındaki fark nedir?
Over kistleri, overlerde oluşan ve büyük çoğunluğu iyi huylu (benign) olan sıvı dolu keseciklerdir. Birçoğu müdahale gerektirmeksizin kendiliğinden gerileme göstermektedir. Over kanseri ise kötü huylu (malign) bir tümördür ve çok daha ciddi bir seyir izlemektedir. Her iki durumun klinik değerlendirme, ultrasonografi ve gerektiğinde ileri tetkiklerle birbirinden ayrıştırılması gerekmektedir.


İleri Okuma ve Kaynaklar

  1. American Cancer Society – “Ovarian Cancer: Early Detection, Diagnosis, and Staging” — cancer.org
  2. National Cancer Institute – “Ovarian Epithelial, Fallopian Tube, and Primary Peritoneal Cancer Treatment (PDQ)” — cancer.gov
  3. T.C. Sağlık Bakanlığı – “Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi (KETEM) Rehberleri” — saglik.gov.tr