Hayatın içinde her türlü insanla karşılaşıyoruz. Kimi sözüyle gönül alır, kimi bir kelimeyle yıkar. Kimi derdini anlatırken karşındakini incitmemeye özen gösterir, kimi ise nezaketin, ölçünün, üslubun ne demek olduğunu bilmez. Herkesin yaşam tarzı, kültürü, terbiyesi, yetiştiği ortam farklıdır elbette; ancak toplum içinde yaşamanın bir gereği olarak hepimiz belli bir üslup, yol ve yordam içinde davranmak zorundayız. Peki bu ölçüleri bilmeyen, kaba, düşüncesiz, patavatsız ya da empati yoksunu insanlara nasıl davranmalı?
Bu soru, hayatın her alanında karşımıza çıkar. İş yerinde, aile içinde, trafikte, sokakta, sosyal medyada… Üslup bilmeyen insan, yalnızca karşısındakini değil, çoğu zaman kendisini de zor durumda bırakır. Fakat bu durumda önemli olan, bizim nasıl davrandığımızdır. Çünkü karşımızdakini değiştiremeyebiliriz ama tepkimizi seçebiliriz.
Bir insanın üslup bilmemesi çoğu zaman karakterinin değil, eğitim eksikliğinin ya da empati yeteneğinin zayıf olmasının bir sonucudur. Kimi zaman aceleyle söylenmiş bir söz, kimi zaman da farkında olmadan yapılan bir saygısızlık, karşımızdakini kırar. Böyle durumlarda öfkeye kapılmak kolaydır, ama sağduyulu kalmak daha değerlidir. Çünkü olgunluk, herkesin içinde sabırla davranabilmektir.
Kırıcı, kabaca ya da saygısızca konuşan biriyle muhatap olduğumuzda ilk yapılması gereken şey, duygularımızı hemen savunma refleksiyle yönetmemektir. Zira bu tür insanlarla tartışmak, genellikle bir sonuç vermez. Onlar çoğu zaman dinlemekten çok konuşmayı, anlamaktan çok haklı çıkmayı tercih ederler. Böyle bir durumda verebileceğimiz en olgun tepki, sakin kalmak, kendimizi korumak ve gerektiğinde sınır koymaktır. Çünkü üslupsuz birine kendi seviyemizi göstererek değil, onun seviyesine inmeden cevap vermek gerekir.
Toplumda üslup, yalnızca kelimelerin değil, aynı zamanda duruşun, bakışın, hatta sessizliğin bile bir ifadesidir. Bir insanın “nasıl söylediği”, “ne söylediği” kadar önemlidir. Yol yordam bilmeyen birinin en belirgin özelliği, bu dengeyi gözetmemesidir. Örneğin, haklı bir eleştiriyi bile öyle bir dille sunar ki, karşısındaki kişi sadece kırılır; mesajın özü kaybolur. Oysa doğru üslup, iletişimin zırhıdır; hem karşındakini korur hem seni incitmez.
Üslup bilmeyen insanlara karşı en etkili yaklaşım, onlara aynadan bir yansıma sunmaktır. Yani nasıl davranılmak istiyorsak öyle davranmak. Birisi sana bağırdığında bağırarak karşılık vermek, ateşe benzin dökmekten farksızdır. Oysa karşındaki sesini yükselttiğinde senin alçaltman, tartışmayı söndürür. Bazen sessizlik, en güçlü cevaptır. Çünkü nezaketin karşısında kabalık kendini çıplak hisseder.
Elbette, her durumda sabır göstermek kolay değildir. İnsan, bazen kendini savunmak, bazen de karşısındakine haddini bildirmek ister. Fakat burada dikkat edilmesi gereken şey, sınırların farkında olmaktır. Haddini bilmeyen insana had öğretmek, çoğu zaman senin haddini aşmana neden olur. Bunun yerine, mesafe koymak, iletişimi sınırlamak ya da tamamen kesmek daha olgun bir tercihtir. İnsan, kendini korumayı bilmelidir.
Üslup bilmeyen biriyle muhatap olurken onu düzeltmeye çalışmak genellikle işe yaramaz, çünkü böyle insanlar çoğu zaman kendi davranışlarının farkında bile değildir. Ancak bazen nazik bir şekilde “Bu şekilde konuşmanız beni rahatsız etti” demek, karşı tarafa farkındalık kazandırabilir. Bazı insanlar gerçekten de sınırı bilmedikleri için, onlara hatırlatıldığında geri çekilirler. Fakat bunu sert bir dille değil, kararlı ama ölçülü bir ifadeyle yapmak gerekir. Çünkü nezaket, kararsızlık değildir; aksine, saygı çerçevesinde çizilmiş güçlü bir sınırdır.
Toplumda üslup, aslında bir medeniyet göstergesidir. Bir toplumun kültür düzeyi, insanların birbirine nasıl davrandığıyla ölçülür. Kabalığın, saygısızlığın, hoyratlığın sıradanlaştığı bir ortamda, kimse mutlu olamaz. Bu yüzden bireysel olarak nezaketin savunucusu olmak, sadece kendimiz için değil, yaşadığımız toplum için de bir sorumluluktur. Kimi zaman bir tebessüm, kimi zaman sessiz bir geri çekilme, kimi zaman da açık bir “böyle konuşmanı doğru bulmuyorum” demek; hepsi birer üslup öğretisidir.
Üslup bilmeyen insanlara karşı davranış biçimimiz, aslında bizim kişilik olgunluğumuzu gösterir. Herkes güzel günde kibar olabilir, mesele zor durumda da kibarlığı koruyabilmektir. Çünkü gerçek zarafet, en gergin anda bile kendini kaybetmemektir. Bir söz vardır: “Ne söylediğini unuturlar ama nasıl söylediğini hatırlarlar.” İşte bu yüzden üslup, karakterin aynasıdır.
Kimi zaman en doğru tepki, hiçbir tepki vermemektir. Karşındaki insanın seviyesizliği seni içine çekiyorsa, susmak bir zaferdir. Çünkü her savaş kazanılmaya değer değildir. İnsan, enerjisini değerli insanlara, yapıcı konuşmalara ve iyi niyetli diyaloglara saklamalıdır. Yol yordam bilmeyenle uzun tartışmalara girmek, ruhsal enerjiyi tüketir. Bunun yerine, kısa, net ve mesafeli bir duruş sergilemek en sağlıklısıdır.
Bazen de bu tür insanlar bize bir ayna tutar. Onların üslupsuzluğu, bize kendi nezaketimizin, sabrımızın, olgunluğumuzun değerini hatırlatır. Çünkü herkesin karakteri, zor insanlarla sınanır. Bu sınavda başarının ölçüsü, karşındakini değil, kendini kaybetmemektir.
Sonuç olarak, üslup, yol ve yordam bilmeyen insanlarla karşılaşmak kaçınılmazdır. Fakat onlara nasıl davranacağımız, bizim kim olduğumuzu belirler. Nezaket, zayıflık değil; bilgeliktir. Sessizlik, korkaklık değil; olgunluktur. Sınır koymak, kibir değil; özsaygıdır. Her durumda, kendi değerini unutmadan davranmak gerekir.
Hayat boyunca birçok üslupsuz insan göreceğiz. Kimi bizi sinirlendirecek, kimi kıracak, kimi şaşırtacak. Ama unutmayalım: Üslup bilmemek, başkasının ayıbıdır; ona aynı şekilde karşılık vermek ise bizim eksikliğimiz olur. O yüzden, üslupsuzun üslubuna değil, kendi duruşumuza yakışanı seçmek gerekir. Çünkü sonunda herkes, kendi tarzıyla hatırlanır; kimisi nezaketiyle, kimisi hoyratlığıyla. Biz, hatırlanmak istediğimiz şekilde davranalım.









