TÜİK Sağlık Araştırması 2025: Obezite ve Tütün Kullanımı Artarken Hareketsizlik Alarm Veriyor

TÜİK Sağlık Araştırması 2025 verilerine göre obezite ve tütün kullanımı arttı, hareketsizlik yüksek seviyesini korudu.

Türkiye’de yaşam tarzına bağlı sağlık sorunları giderek büyürken, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) yayımladığı 2025 Türkiye Sağlık Araştırması, toplum sağlığı açısından dikkat çeken sonuçları ortaya koydu. Araştırma, obezite oranlarının yükseldiğini, tütün kullanımının arttığını ve fiziksel hareketsizliğin çok yüksek seviyelerde devam ettiğini gösterdi. Veriler aynı zamanda yetişkinlerde en sık görülen sağlık sorunları ile çocuklarda yaygın hastalıkları da gözler önüne serdi.

TÜİK verilerine göre Türkiye’de 15 yaş ve üzeri bireylerde obezite oranı son üç yılda yükseliş gösterdi. 2022 yılında yüzde 20,2 olan obez birey oranı, 2025 yılında yüzde 21,8’e çıkarak her beş yetişkinden birinin obez olduğunu ortaya koydu. Kadınlarda obezite oranının erkeklerden daha yüksek olduğu görüldü. Araştırmaya göre kadınların yüzde 24,8’i obez, yüzde 32,2’si obez öncesi kategoride yer aldı. Erkeklerde ise obez oranı yüzde 18,7, obez öncesi bireylerin oranı ise yüzde 43,1 olarak ölçüldü. Uzmanlar, sağlıksız beslenme alışkanlıkları, hareketsizlik ve yüksek kalorili hazır gıda tüketiminin obezite artışında önemli rol oynadığına dikkat çekiyor.

Araştırmanın dikkat çeken bir diğer sonucu ise fiziksel aktivite yetersizliği oldu. Türkiye’de fiziksel aktivite yapmayan bireylerin oranı oldukça yüksek seviyelerde seyretti. Erkeklerde fiziksel aktivitesi olmayanların oranı 2022’de yüzde 85,3 iken 2025 yılında yüzde 83,5’e geriledi, kadınlarda ise bu oran yüzde 92,7’den yüzde 89,7’ye düştü. Her ne kadar sınırlı bir iyileşme görülse de fiziksel hareketsizlik oranlarının halen çok yüksek seviyelerde bulunması dikkat çekti.

Özellikle Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) önerdiği haftalık minimum fiziksel aktivite süresine ulaşan birey sayısının oldukça düşük olması, toplum sağlığı açısından önemli bir risk unsuru olarak değerlendiriliyor. DSÖ, yetişkinler için haftada en az 150 dakika fiziksel aktiviteyi önerirken, araştırmaya göre haftada 150 ile 300 dakika arasında egzersiz yapanların oranı erkeklerde yalnızca yüzde 4,1, kadınlarda ise yüzde 2,7 seviyesinde kaldı. Uzmanlar, hareketsiz yaşam biçiminin obezite, kalp-damar hastalıkları, diyabet ve kas-iskelet sistemi sorunlarını artırabileceği konusunda uyarıyor.

Sağlık araştırması, günlük yaşam aktivitelerinde yaşanan fiziksel zorluklara da ışık tuttu. Merdiven inip çıkmakta zorlanan bireylerin oranı yüzde 6’ya ulaştı. Kadınlarda merdiven çıkma ve inme konusunda zorluk yaşayanların oranı yüzde 8,3, erkeklerde ise yüzde 3,7 olarak ölçüldü. Bunun yanında kadınlarda öğrenme veya hatırlamada güçlük yaşayanların oranı yüzde 5,4, erkeklerde ise yüzde 2,8 oldu. Yürümede güçlük yaşayanların oranı kadınlarda yüzde 5,6, erkeklerde yüzde 2,8 olarak kayıtlara geçti.

Çocuklarda görülen hastalık türleri incelendiğinde ise üst solunum yolu enfeksiyonlarının ilk sırada yer aldığı görüldü. 0-6 yaş grubundaki çocuklarda son altı ay içinde en sık görülen hastalık yüzde 28,5 ile üst solunum yolu enfeksiyonu oldu. Bunu yüzde 24 ile ishal ve yüzde 5,2 ile alt solunum yolu enfeksiyonu izledi. 7-14 yaş grubunda da tablo değişmedi. Bu yaş grubunda yüzde 24,6 ile üst solunum yolu enfeksiyonu ilk sırada yer alırken, yüzde 16,4 ile ishal ve yüzde 8,2 ile ağız ve diş sağlığı sorunları öne çıktı.

Araştırmada yetişkinlerde görülen kronik sağlık sorunları da dikkat çekici sonuçlar verdi. 15 yaş ve üzeri bireylerde en sık görülen sağlık problemi bel bölgesi rahatsızlıkları oldu. Son 12 ay içinde bel bölgesi problemleri yaşayanların oranı 2022’de yüzde 24,6 iken 2025’te yüzde 24,3 ile ilk sıradaki yerini korudu. Bel ağrılarını sırasıyla yüzde 16,9 ile hipertansiyon, yüzde 16,7 ile boyun bölgesi problemleri, yüzde 11,9 ile diyabet (şeker hastalığı) ve yüzde 10,1 ile yüksek kan lipidleri takip etti. Uzmanlara göre masa başı yaşam biçimi, hareketsizlik ve ergonomik olmayan çalışma koşulları özellikle bel ve boyun rahatsızlıklarının yaygınlaşmasına neden oluyor.

Araştırmanın bir diğer dikkat çekici sonucu ise tütün kullanımındaki artış oldu. Her gün tütün ürünü kullanan 15 yaş ve üzeri bireylerin oranı 2022 yılında yüzde 28,3 iken, 2025 yılında yüzde 30,1’e yükseldi. Böylece Türkiye’de her üç yetişkinden birinin her gün tütün ürünü kullandığı ortaya çıktı. Erkeklerde günlük tütün kullanımı yüzde 42,9, kadınlarda ise yüzde 17,5 olarak belirlendi. Aynı dönemde tütün kullanmayan bireylerin oranı ise yüzde 68’den yüzde 66,8’e geriledi. Uzmanlar, tütün kullanımındaki yükselişin önümüzdeki yıllarda akciğer hastalıkları, kanser ve kalp-damar hastalıklarında artış riskini beraberinde getirebileceğine dikkat çekiyor.

Alkol kullanımında da sınırlı bir artış gözlendi. Son 12 ay içinde alkol kullanan bireylerin oranı 2022’de yüzde 12,1 iken, 2025 yılında yüzde 12,6’ya yükseldi. Erkeklerde alkol kullanım oranı yüzde 18,7, kadınlarda ise yüzde 6,6 olarak tespit edildi. Buna karşılık alkol kullanmayan bireylerin oranı yüzde 87,4 seviyesinde gerçekleşti.

Koruyucu sağlık hizmetlerine yönelik veriler ise tarama oranlarında artış olsa da seviyelerin hâlâ düşük kaldığını gösterdi. 40 yaş ve üzeri kadınlarda son bir yıl içinde mamografi çektirenlerin oranı yüzde 16,7’ye yükseldi. Buna rağmen aynı yaş grubundaki kadınların yüzde 42,4’ünün hayatında hiç mamografi yaptırmamış olması, erken teşhis açısından önemli bir eksiklik olarak değerlendirildi.

Benzer şekilde kadınlarda rahim ağzı kanserine karşı önemli bir tarama yöntemi olan smear testi konusunda da düşük oranlar dikkat çekti. 15 yaş ve üzeri kadınlarda son bir yıl içinde smear testi yaptıranların oranı yüzde 11,8’e yükselse de kadınların yüzde 59’unun hayatında hiç smear testi yaptırmadığı belirlendi. Sağlık uzmanları, erken teşhis ve düzenli taramaların kanser kaynaklı ölümleri azaltmada kritik rol oynadığını vurguluyor.

TÜİK’in 2025 verileri, Türkiye’de sağlıklı yaşam alışkanlıklarının güçlendirilmesi gerektiğini net biçimde ortaya koyuyor. Obezite, tütün kullanımı ve hareketsizlikteki yüksek oranlar; ilerleyen yıllarda kronik hastalık yükünün artabileceğine işaret ederken, koruyucu sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması ve toplumsal farkındalığın artırılması gerektiği yönünde önemli mesajlar veriyor.