En Kalabalık Şehir Cakarta
Birleşmiş Milletler (BM) verileri temel alınarak yapılan güncel tahminlere göre dünya nüfusu 2025 itibarıyla 8,2 milyarı aşarak tarihi bir eşiği geride bıraktı. 1998’de 6 milyar, 2010’da 7 milyar ve 2022’de 8 milyar seviyesine ulaşan küresel nüfusun, bugün 8,2–8,3 milyar aralığında olduğu öngörülüyor. Uzmanlara göre bu artış, yalnızca sayısal bir büyümeyi değil; aynı zamanda ekonomik, sosyal ve çevresel dengeleri kökten etkileyen bir dönüşümü de beraberinde getiriyor.
İstatistik platformu Worldometer’ın resmi kaynaklara dayanan verilerine göre dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 59’u Asya’da, yüzde 19’u Afrika’da, yüzde 9’u Avrupa’da, yüzde 8’i Latin Amerika ve Karayipler’de ve yaklaşık yüzde 5’i Kuzey Amerika’da yaşıyor. Nüfus artış hızının mevcut seyri devam ederse, dünya nüfusunun 2037 yılında 9 milyara, 2060’ta ise 10 milyara ulaşması bekleniyor.
2025 itibarıyla dünya genelinde nüfusu 100 milyonun üzerinde olan 16 ülke bulunuyor. Küresel nüfusun liderleri olan Hindistan (1,46 milyar) ve Çin (1,41 milyar), milyar sınırını aşan iki ülke olarak öne çıkarken, bu iki ülke birlikte dünya nüfusunun yaklaşık üçte birini oluşturuyor. Onları 347 milyonluk nüfusuyla ABD, 285 milyonla Endonezya, 255 milyonla Pakistan, 237 milyonla Nijerya ve 212 milyonla Brezilya izliyor. Ayrıca Bangladeş, Rusya, Etiyopya, Meksika, Japonya, Mısır, Filipinler, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Vietnam da 100–200 milyon bandındaki ülkeler arasında yer alıyor.
Avrupa cephesinde ise tablo oldukça farklı. Tamamı Avrupa’da yer alan ve nüfusu 100 milyonu aşan hiçbir ülke bulunmuyor. Yaklaşık 80 milyon nüfusla Almanya bu sınıra en yakın ülke konumunda. Bu durum, kıta genelinde düşük doğum oranları, yaşlanan nüfus ve göç baskısının demografik yapıyı derinden etkilediğini gösteriyor. Özellikle Güney Avrupa ülkelerinde yaşlanma hızla artıyor. İtalya’da 100 yaşın üzerindeki nüfus, 2009’a kıyasla iki katına çıkarak 2025’te 23 bin 548 kişiye ulaştı ve bu grubun yüzde 82,6’sını kadınlar oluşturdu. Benzer eğilimler Fransa ve Yunanistan’da da dikkat çekiyor.
Düşük doğum oranlarıyla mücadele eden ülkeler arasında Çin de önemli bir yer tutuyor. 1979–2015 yılları arasında uygulanan tek çocuk politikasının uzun vadeli etkileriyle karşı karşıya kalan Çin, hızla yaşlanan nüfus ve daralan iş gücü nedeniyle 2026 itibarıyla doğum oranlarını artırmaya yönelik yeni önlemleri devreye aldı. Bu kapsamda, 1 Ocak 2026’dan itibaren doğum kontrol ürünlerine yüzde 13 KDV uygulanmaya başlandı. Böylece 1993’ten bu yana süren vergi muafiyeti sona erdi. Nüfusu son üç yıldır azalan Çin, “dünyanın en kalabalık ülkesi” unvanını 2023’te Hindistan’a devretmişti.
Küresel nüfus artışının bir diğer dikkat çekici yansıması ise mega kentlerde görülüyor. 2025 yılında Endonezya’nın başkenti Cakarta, 42 milyonluk nüfusuyla dünyanın en kalabalık şehri oldu ve bu unvanı uzun yıllardır elinde bulunduran Tokyo’dan devraldı. Dakka 37 milyonla ikinci, Tokyo ise 33 milyonla üçüncü sırada yer aldı. Bu değişim, BM’nin şehir, kasaba ve kırsal alanları sınıflandırmada daha tutarlı yeni bir metodoloji benimsemesinin ardından gerçekleşti.
Uzmanlar, küresel nüfus artışının özellikle gıda güvenliği, su kaynakları, iklim değişikliği, barınma ve istihdam gibi alanlarda ülkeleri zorlayacağını vurguluyor. Nüfusun artış hızının Afrika ve Güney Asya’da yüksek seyrederken, Avrupa ve Doğu Asya’da gerilemesi; gelecek yıllarda ekonomik güç dengeleri ve göç hareketleri üzerinde belirleyici bir rol oynayacak. Bu nedenle demografi, artık yalnızca istatistiksel bir veri değil, küresel politikanın merkezinde yer alan stratejik bir başlık olarak değerlendiriliyor.








