Atalarımızda Hipertansiyon Hiç Yok muydu, Yoksa Daha mı Az Görülüyordu?

Atalarımızda hipertansiyon daha seyrekti; tuz, kilo, hareketsizlik ve stres modern yaşamda riski artırdı. Tansiyonunuzu sık ölçün.

Bilimsel veriler, yüksek tansiyonun geçmişte de var olduğunu ama bugünkü kadar yaygın olmadığını gösteriyor. Aşağıda bunun nedenlerini, uzmanların görüşlerini ve araştırma bulgularını ele alıyoruz.

Geçmişte Hipertansiyon Nasıl Anlaşılırdı?

Tansiyon ölçümü görece yeni bir uygulamadır. Kan basıncını manşetle ölçen yöntem 1896’da Riva-Rocci tarafından geliştirildi. 1905’te Korotkoff’un steteskopla dinleme yöntemini tanımlamasıyla bugünkü ölçüm biçimi oturdu. Bu tarihten önce hekimler “sert nabız” gibi dolaylı bulgulara bakıyordu. Eski Çin tıp metinlerinde, tuzlu yiyeceklerle nabzın sertleşmesi arasında bağ kurulduğu yorumlanan bölümler bulunur. Yani tuz–damar ilişkisi sezgisel olarak çok eskiden beri biliniyordu.

Bu yüzden “atalarımız hipertansiyon oluyordu” demek, çoğu zaman geriye dönük bir tahmindir. Kesin tanı koymak mümkün değildir. Ancak mumya çalışmaları (Horus çalışması, The Lancet, 2013) damar sertliğinin binlerce yıl önce de var olduğunu gösterdi. Bu da yüksek tansiyonun sessiz ortağı olan damar hasarının insanlıkla birlikte yaşadığını düşündürür.

Avcı-Toplayıcı Toplumlar Ne Gösteriyor?

Atalarımızın yaşam tarzına en yakın örnekler, modern dünyadan görece uzak kalmış topluluklardır. INTERSALT çalışması (BMJ, 1988) farklı ülkelerde tuz alımı ile kan basıncını karşılaştırdı. Çok düşük tuz tüketen Yanomami yerlilerinde kan basıncı düşüktü ve yaşla birlikte belirgin artış göstermiyordu. Solomon Adaları, Papua Yeni Gine ve Tsimane gibi topluluklarda yapılan araştırmalar da benzer biçimde düşük hipertansiyon oranları bildirdi.

Burada üç noktaya dikkat etmek gerekir:

Birincisi, bu topluluklarda yaşla birlikte tansiyon yükselmesi hemen hiç görülmüyordu. Modern toplumlarda ise bu neredeyse kuraldır.

İkincisi, bu gruplar tuzu çok az alıyor, bol lifli ve potasyumdan zengin besleniyor, günün büyük bölümünü hareketle geçiriyordu.

Üçüncüsü, bu toplulukların yaşam süresi kısaydı. Kalp-damar hastalıklarının ortaya çıkacağı ileri yaşlara ulaşan kişi sayısı sınırlıydı. Bu durum tabloyu bir miktar yanlı kılabilir.

Tuz: Başlıca Şüpheli

Uzmanların üzerinde en çok durduğu etken tuz (sodyum) tüketimidir. İnsan vücudu evrimsel olarak tuzun az bulunduğu bir ortamda şekillendi. Böbrekler sodyumu tutmakta çok başarılıdır, ancak bugün sofradaki fazla tuzu atmak için tasarlanmış değildir. Tuzun yaygınlaşması, tuzlama, salamura ve kurutma gibi saklama yöntemleriyle ve ticaretle mümkün oldu. Anadolu mutfağındaki turşu, peynir, pastırma ve salamura ürünleri bu geleneğin parçasıdır. Bu nedenle geçmişin yerleşik toplumlarında da tuz kaynaklı tansiyon artışı görülmüş olabilir.

Günümüzde ise sorun daha büyüktür. Dünya Sağlık Örgütü günlük tuz tüketimini yaklaşık 5 gram ile sınırlamayı önerir. Türkiye’de yapılan çalışmalar ortalama tüketimin bunun birkaç katı olduğunu gösteriyor. Türkiye’de yapılan PatenT çalışmaları da erişkinlerin yaklaşık üçte birinde hipertansiyon bulunduğunu bildirdi.

Hareket, Beslenme ve Kilo

Atalarımızın günlük hayatı fiziksel olarak zorlu geçiyordu. Yürümek, taşımak, tarım ve hayvancılık, düzenli ve yüksek enerji harcaması anlamına geliyordu. Yiyeceğe ulaşmak da emek istiyordu. Bugün ise hareketsiz yaşam, işlenmiş gıdalar ve fazla kalori obezite ile insülin direncini artırıyor. Bunların her ikisi de tansiyonu yükselten güçlü etkenlerdir.

Geleneksel beslenme ayrıca potasyum, magnezyum ve lif bakımından zengindi. Sebze, bakliyat ve tam tahıl damar sağlığını destekler. Potasyum, sodyumun tansiyon üzerindeki etkisini dengelemeye yardımcı olur. Bu ilke, bugün tansiyon için önerilen DASH diyetinin temelini oluşturur.

Stres, Uyku ve Yaşlanma

Atalarımız da stres yaşıyordu. Ancak bu çoğunlukla kısa süreli ve fiziksel bir stresti: tehlikeye karşı kaç ya da savaş tepkisi. Modern stres ise sürekli ve zihinsel niteliktedir. Uzun süreli stres, sempatik sinir sistemini ve stres hormonlarını uyararak tansiyonu yükseltebilir. Yetersiz ve bölünmüş uyku, vardiyalı çalışma ve ekran maruziyeti de riski artıran etkenler arasında sayılır.

Yaş da önemlidir. Damarlar yıllar içinde sertleşir, bu da özellikle sistolik tansiyonu yükseltir. Geçmişte insanların daha azı bu yaşlara ulaşıyordu. Bugün ortalama yaşam süresi uzadığı için hipertansiyon daha görünür hale geldi.

Genetik ve “Tuza Duyarlılık” Tartışması

Bazı bilim insanları, insanların tuz tutmaya yatkın genler taşıdığını ve bunun geçmişte hayatta kalmayı kolaylaştırmış olabileceğini ileri sürdü. Bu görüşe göre aynı genler bugünkü tuz bolluğunda tansiyon sorununa yol açıyor. Ancak bu hipotez, özellikle bazı etnik gruplardaki farklılıkları açıklamak için kullanıldığında bilimsel olarak tartışmalıdır. Genetik yatkınlığın katkısı kabul edilse de çevresel etkenlerin ağırlığı daha net kanıtlarla desteklenir. Aile öyküsü olan kişilerin riskinin yüksek olduğu ise bilinen bir gerçektir.

Sonuç: Atalarımızdan Ne Öğrenebiliriz?

Araştırmalar, yüksek tansiyonun kaçınılmaz bir yaşlanma sonucu olmadığını, büyük ölçüde yaşam tarzıyla şekillendiğini gösteriyor. Atalarımızın tansiyon sorunu yaşamış olması mümkündür, ancak bugünkü yaygınlık tuz fazlalığı, hareketsizlik, kilo artışı ve sürekli stres nedeniyle çok daha yüksektir. Çözüm geçmişe dönmek değil, o yaşam tarzının işe yarayan yönlerini bugüne uyarlamaktır: az tuz, bol sebze, düzenli hareket, yeterli uyku ve düzenli ölçüm. Tansiyon ilacı kullanan kişilerin tedaviyi kendi başlarına bırakmaması gerektiğini de unutmayın. Bu yazı genel bilgi amaçlıdır, bireysel durumunuz için hekiminize danışın.

Sık Sorulan Sorular

1. Atalarımızda hipertansiyon hiç yok muydu?
Hiç yok denemez, ancak daha seyrekti. Tuzlu gıdaların yaygın olduğu yerleşik toplumlarda görülmüş olması muhtemeldir. Ölçüm yöntemi olmadığı için kesin sayı bilinmemektedir.

2. Hipertansiyonun en önemli nedeni tuz mudur?
Tuz en çok üzerinde durulan nedenlerden biridir, ancak tek neden değildir. Kilo, hareketsizlik, alkol, stres, yaş ve genetik yatkınlık da rol oynar.

3. Avcı-toplayıcıların tansiyonu neden düşüktü?
Çok az tuz tüketiyor, potasyumdan zengin besleniyor, fazla hareket ediyor ve zayıf kalıyorlardı. Bu birleşim yaşla tansiyon artışını büyük ölçüde engelliyordu.

4. Hipertansiyon kalıtsal mıdır?
Kalıtımın payı vardır. Ailesinde hipertansiyon olanlarda risk yüksektir. Ancak sağlıklı yaşam alışkanlıkları bu riski anlamlı ölçüde azaltabilir.

5. Günde ne kadar tuz tüketmeliyim?
Dünya Sağlık Örgütü yetişkinler için günde yaklaşık 5 gramı (bir çay kaşığı) aşmamayı önerir. Ekmek, peynir, turşu ve hazır gıdalar gizli tuz kaynaklarıdır.


İleri Okuma Önerileri ve Kaynaklar

  1. Intersalt Cooperative Research Group. Intersalt: an international study of electrolyte excretion and blood pressure (BMJ, 1988).
  2. Thompson RC ve ark. Atherosclerosis across 4000 years of human history: the Horus study (The Lancet, 2013).
  3. Türk Kardiyoloji Derneği ve Türk Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneği, PatenT ve PatenT2 çalışmaları (Türkçe kaynak).