Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) araştırmacıları tarafından yürütülen ve New England Journal of Medicine’de yayımlanan yeni bir çalışma, sağlık alanında dikkat çekici ve tartışmalı bir gerçeği ortaya koydu. Araştırmaya göre insanlar, tıbbi tavsiye alırken insan doktorlardan çok yapay zekâ sistemlerine güvenme eğilimi gösteriyor. Toplam 300 kişinin katıldığı çalışmada, katılımcılardan bir doktor veya ChatGPT benzeri bir yapay zekâ modeli tarafından üretilmiş tıbbi yanıtları değerlendirmeleri istendi.
Araştırmanın sonuçları oldukça çarpıcı. Hem tıp alanında uzman olan katılımcılar hem de uzman olmayanlar, yapay zekâ tarafından üretilen yanıtları genel olarak daha doğru, daha güvenilir, daha geçerli ve daha eksiksiz olarak değerlendirdi. Dahası, katılımcıların büyük bir bölümü, yanıtın bir doktor mu yoksa yapay zekâ mı tarafından üretildiğini güvenilir biçimde ayırt edemedi. Bu durum, yapay zekânın sunduğu bilgilerin kaynağı belirsiz olsa bile insanlar üzerinde güçlü bir ikna etkisi yarattığını gösteriyor.
Çalışma yalnızca güven düzeyini değil, bu güvenin sonuçlarını da ortaya koyuyor. Katılımcılar, doğruluk oranı düşük veya hatalı olabilecek yapay zekâ yanıtlarını bile geçerli ve tatmin edici bulma eğiliminde. Daha da önemlisi, bu tür tavsiyelere uyma olasılıklarının yüksek olduğu görülüyor. Bu bulgu, yapay zekâdan gelen yanlış veya eksik tıbbi bilgilerin, gereksiz tıbbi müdahalelere ya da doğrudan zarara yol açabileceğine işaret ediyor.
Gerçek dünyada yaşanan bazı vakalar, bu riskin teorik olmadığını gösteriyor. Örneğin, 35 yaşındaki Faslı bir adamın, bir sohbet robotunun hemoroidinin etrafına lastik bant sarmasını önermesi üzerine acil servise başvurduğu bildirildi. Bir başka olayda ise, 60 yaşındaki bir adam, ChatGPT’nin sodyum bromür tüketmenin tuz alımını azaltabileceğini söylemesi üzerine kendini zehirledi. Bu tür örnekler, yapay zekâdan alınan yanlış tıbbi tavsiyelerin hayati sonuçlar doğurabileceğini açıkça ortaya koyuyor.
Tıp dünyasındaki uzmanlar da bu tablo karşısında endişeli. New York’taki Özel Cerrahi Hastanesi’nde omurga cerrahisi araştırma hizmetleri şefi olan Dr. Darren Lebl, yapay zekâ tarafından üretilen tıbbi önerilerin önemli bir bölümünün bilimsel dayanağının olmadığını belirtiyor. Lebl’e göre, bu önerilerin yaklaşık dörtte biri uydurma veya doğrulanmamış bilgiler içeriyor. Bu da yapay zekâ sistemlerinin, güvenilir tıbbi rehberlik için tek başına kullanılmasının ciddi riskler barındırdığını gösteriyor.
Araştırma, aynı zamanda modern toplumda bilgiye erişim alışkanlıklarının nasıl değiştiğine de ışık tutuyor. İnsanlar, hızlı, kolay ve ücretsiz bilgi sunan yapay zekâ sistemlerine yönelirken, doktor randevusu almak, beklemek ve yüz yüze görüşmek gibi süreçleri zaman alıcı bulabiliyor. Bu pratiklik algısı, yapay zekânın güvenilirliğine yönelik sorgulamayı geri plana itebiliyor.
Uzmanlar, yapay zekânın sağlık alanında tamamen dışlanması gerektiğini savunmuyor. Aksine, bu teknolojinin doktorları destekleyen bir araç olarak büyük potansiyele sahip olduğu kabul ediliyor. Ancak sorun, yapay zekânın doktorların yerine geçebilecek bir otorite gibi algılanması. Araştırmacılar, kullanıcıların yapay zekâdan gelen bilgileri eleştirel süzgeçten geçirmesi ve ciddi sağlık konularında mutlaka bir sağlık uzmanına danışması gerektiğini vurguluyor.
Sonuç olarak MIT’nin çalışması, yapay zekânın toplum üzerindeki etkisinin ne kadar güçlü hale geldiğini gözler önüne seriyor. İnsanların doktorlardan çok yapay zekâya güvenmesi, teknolojik ilerlemenin yanı sıra önemli etik, hukuki ve sağlık politikası sorularını da beraberinde getiriyor. Bu nedenle, hem teknoloji şirketlerinin hem de sağlık otoritelerinin, yapay zekânın sunduğu tıbbi bilgilerin doğruluğunu ve sınırlarını net biçimde belirleyecek düzenlemeler üzerinde çalışması büyük önem taşıyor.










