İstanbul’da Yılda 300 Kez Doktora Giden Kadın ve Sağlık Sistemi

İstanbul'da yılda 300 kez doktora giden vaka, Türkiye'de sağlık sisteminin doğru kullanılması ve sosyal destek ihtiyacını bir kez daha gündeme getirdi.

İstanbul İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Abdullah Emre Güner’in paylaştığı çarpıcı bir vaka, Türkiye’deki sağlık hizmetlerine erişim alışkanlıklarını bir kez daha gündeme taşıdı. Kocamustafapaşa’da yaşayan bir kadının tek bir yıl içinde 300 kez doktora gittiği tespit edildi. Günde ortalama bir ziyaret bile olmayan bu rakamın 365 günlük bir yıla sığabilmesi için kadının bazı günler aynı anda 3-4 farklı sağlık kuruluşuna başvurmuş olması gerekiyor. Kadının bu durumu sorulduğunda verdiği yanıt ise son derece dikkat çekiciydi: “Alışkanlığım böyle.”

Bu tek cümle, Türkiye sağlık sisteminin yapısal sorunlarından bireylerin sağlık davranışlarına, kültürel kodlardan sosyolojik örüntülere uzanan geniş bir tartışmayı beraberinde getirmektedir.

Rakamların Arkasındaki Gerçek: 300 Ziyaret Ne Anlama Geliyor?

Bir yılda 300 doktor ziyareti, sıradan bir istatistik olarak geçiştirilemeyecek kadar anlamlı bir veridir. Türkiye’de ortalama bir vatandaş yılda yaklaşık 9-10 kez sağlık kuruluşuna başvurmaktadır. Bu rakam bile Avrupa ortalamasının üzerindedir; Almanya’da bu sayı 10 civarında seyrederken Hollanda’da 6’nın altında kalmaktadır. Söz konusu kadının rakamı ise bu ortalamanın tam 30 katına denk gelmektedir.

Matematiksel olarak düşünüldüğünde, yılın her günü doktora gidilse bile yalnızca 365 ziyaret mümkündür. 300 ziyaretin gerçekleşebilmesi için kadının haftanın neredeyse her günü sağlık kuruluşuna gitmesi, üstelik bazı günler birden fazla hastane veya polikliniği ziyaret etmesi gerekmektedir. Bu durum, salt tıbbi bir ihtiyaçla açıklanamaz; ortada sosyal, psikolojik ve sistemsel faktörlerin iç içe geçtiği karmaşık bir tablo vardır.

Neden Bu Kadar Sık Doktora Gidiliyor? Sosyolojik ve Psikolojik Boyutlar

Doç. Dr. Güner’in tespiti oldukça yerindedir: “Burayı sosyalleşme aracı olarak da kullanıyorlar.” Bu saptama, meselenin yalnızca bir sağlık problemi olmadığını ortaya koymaktadır.

Türkiye’de, özellikle büyükşehirlerin yoğun nüfuslu gecekondu ve tarihi mahallelerinde yaşayan yaşlı kadınlar için devlet hastaneleri ve aile hekimliği merkezleri bir çeşit sosyal alan işlevi görmektedir. Bu mekânlarda tanıdık yüzlerle karşılaşmak, beklerken sohbet etmek, “doktor beni gördü, dinledi” hissi yaşamak; yalnızlığın, dışlanmışlık hissinin ve anlam arayışının giderilmesinde işlev üstlenmektedir. Yalnızlık çağında sağlık kurumları, farkında olmadan enformel bir sosyal destek ağına dönüşmektedir.

Tıp literatüründe bu tür davranış örüntüleri “yüksek kullanımlı hastalar” (high-utilizers) başlığı altında incelenmektedir. Araştırmalar, sağlık sistemini aşırı kullanan bireylerin büyük bölümünün kronik hastalıkların ötesinde depresyon, anksiyete bozukluğu, somatizasyon veya sosyal izolasyon gibi sorunlar yaşadığını göstermektedir. Başka bir deyişle bu insanlar çoğu zaman bedensel değil, ruhsal ve sosyal bir destek arayışındadır; ancak bu ihtiyacı ifade etmenin en kabul gören, damgalanmadan başvurulabilecek yolu olarak sağlık kurumlarını seçmektedirler.

Sistem Buna İzin Veriyor mu? Türkiye’de Sağlık Hizmetine Erişimin Kolaylığı

Doç. Dr. Güner’in vurguladığı gibi, İstanbul’da 53 devlet hastanesi ve 130’dan fazla özel hastane bulunmaktadır. Üstelik vatandaşlar aile hekimine ortalama 7 dakika yürüme mesafesinde ulaşabilmektedir. 2003 yılında başlatılan Sağlıkta Dönüşüm Programı ile birlikte Türkiye, sağlık hizmetine erişimi demokratikleştirme konusunda ciddi adımlar atmıştır. Sevk zincirinin esnetilmesi, genel sağlık sigortasının yaygınlaştırılması ve birinci basamak sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi bu dönüşümün temel taşlarıdır.

Ancak bu kolaylık beraberinde bir “talep patlaması” getirmiştir. Sağlık hizmetlerine erişimin bu denli kolaylaştığı bir ortamda, bireylerin sistemi gereğinden fazla kullanması kaçınılmaz hâle gelmiştir. Gereksiz poliklinik başvuruları, acil servislerin gerçek acil olmayan vakalarla dolup taşması ve uzman hekime doğrudan başvuruların artışı, bu sürecin somut yansımalarıdır.

Akşam polikliniklerinin yaygınlaştırılması da bu bağlamda değerlendirilmelidir. Saat 17.00’dan 22.00’a kadar hizmet veren akşam poliklinikleri, çalışan vatandaşların izin almadan sağlık hizmetine erişmesini kolaylaştırmaktadır. Bu uygulama gerçek bir ihtiyaca yanıt vermekle birlikte, sistemi yoğunlaştırma riskini de barındırmaktadır.

Doğru Sağlık Hizmetine Ulaşmak: Asıl Mesele Bu mu?

Güner’in sorduğu soru son derece kritiktir: “Acaba doğru sağlık hizmetine mi ulaşıyoruz?” Bir sağlık sisteminin yalnızca “hizmete erişilebilir” olması yeterli değildir; bireylerin doğru düzeyde, doğru hekime, doğru zamanda başvurması gerekmektedir.

Bu noktada aile hekimliği kurumunun önemi bir kez daha öne çıkmaktadır. Aile hekimi; bireyin geçmişini, kronik hastalıklarını, yaşam koşullarını ve aile dinamiklerini bilen, bütüncül bir perspektifle yaklaşan birinci basamak sağlık uzmanıdır. Sorunların büyük çoğunluğu bu düzeyde çözülebilecekken, vatandaşların doğrudan hastanelerin polikliniklerine ya da acil servislerine yönelmesi hem sistemin tıkanmasına hem de gerçek ihtiyaç sahiplerinin hizmet alamaz hâle gelmesine yol açmaktadır.

300 kez doktora giden kadın vakasında da bu dinamik açıkça görülmektedir. Aile hekimi bu tabloyu fark edip gerekli yönlendirmeyi yapabilecek konumdadır; ancak bunun için aile hekimliğinin yalnızca reçete düzenleyen bir basamak olmaktan çıkıp gerçek anlamda koordinasyon merkezi işlevi görmesi gerekmektedir.

Sağlık Okuryazarlığı ve Bilinçli Hasta Olmak

Meselenin bir diğer boyutu, sağlık okuryazarlığıdır. Sağlık okuryazarlığı; bireyin sağlıkla ilgili bilgilere ulaşma, bu bilgileri anlama ve sağlıklı kararlar verme kapasitesi olarak tanımlanmaktadır. Türkiye’de yapılan araştırmalar, nüfusun önemli bir bölümünün sağlık okuryazarlığı düzeyinin yeterli olmadığını ortaya koymaktadır.

Düşük sağlık okuryazarlığı; gereksiz doktor ziyaretlerine, tedavilere uyumsuzluğa ve sağlık sisteminin verimsiz kullanımına zemin hazırlamaktadır. 300 kez doktora giden bir bireyin bu ziyaretlerin büyük bölümünde gerçek bir tıbbi ihtiyaç yaşamadığı değerlendirildiğinde, sorunun sistemsel eğitim eksikliğiyle de doğrudan ilişkili olduğu görülmektedir. Sağlık Bakanlığı’nın bu alanda kamuoyu farkındalığını artıran kampanyalara ağırlık vermesi, uzun vadeli çözüm için hayati önem taşımaktadır.

Sağlık Sistemi Üzerindeki Yük ve Kırılganlıklar

Doç. Dr. Güner’in özellikle altını çizdiği nokta, bu tür aşırı kullanımın gerçekten ihtiyaç sahibi olan hastaları doğrudan etkilediğidir. Bir hekimin gereksiz ziyaretler için harcadığı zaman ve enerji, kronik hastalıkları olan, kanser tedavisi gören ya da acil müdahale gerektiren hastaların hizmet kalitesini düşürmektedir.

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre gelişmekte olan ülkelerde sağlık bütçelerinin önemli bir kısmı, gereksiz veya tekrarlayan başvurulardan kaynaklanan maliyet yüküyle boşa harcanmaktadır. Türkiye’de de gereksiz tetkik, reçete ve sevk işlemleri hem kamu sağlık harcamalarını şişirmekte hem de hekimlerin tükenmişlik düzeyini artırmaktadır. Hekimler günde onlarca gereksiz ziyareti karşılamak zorunda kaldıklarında, gerçek hastalara verdikleri hizmetin niteliği kaçınılmaz olarak düşmektedir.

Çözüm İçin Ne Yapılabilir?

Bu tablonun çözümü, tek bir politika aracına indirgenemez. Bütüncül ve çok boyutlu bir yaklaşım gerekmektedir:

Birinci basamağın güçlendirilmesi: Aile hekimlerinin yalnızca muayene yapan değil, bireyin sağlık yönetimini koordine eden gerçek bir “sağlık danışmanı” konumuna yükseltilmesi gerekmektedir. Aile hekiminin hastayı tanıması, takip etmesi ve gerektiğinde ikinci basamağa yönlendirmesi sistemin sağlıklı işlemesinin temelidir.

Sosyal destek mekanizmalarının geliştirilmesi: Sağlık kurumlarını sosyalleşme alanı olarak kullanan bireyler için mahalle merkezleri, yaşlı dayanışma ağları ve toplum ruh sağlığı hizmetleri alternatif kanallar sunabilir. Bu bireylerin ihtiyacı doktor değil, sosyal bağdır.

Sağlık okuryazarlığı kampanyaları: Medya, eğitim kurumları ve sivil toplum kuruluşlarının ortaklığıyla yürütülecek bilinçlendirme çalışmaları, toplumun doğru sağlık davranışı kazanmasına katkı sağlayacaktır.

Dijital izleme sistemleri: Aşırı kullanıcıların tespit edilip uygun şekilde yönlendirilmesini sağlayacak veri tabanlı mekanizmalar, sistemin daha etkin yönetilmesine olanak tanıyacaktır.


Sık Sorulan Sorular

1. Yılda 300 kez doktora gitmek yasal mı, bunu engelleyen bir düzenleme yok mu?
Türkiye’de sağlık hizmetlerine erişim anayasal bir haktır ve bireyler istedikleri zaman sağlık kuruluşuna başvurabilir. Ancak gereksiz kullanımı caydırmaya yönelik çeşitli mekanizmalar mevcuttur; örneğin sevk zinciri ihlalinde katkı payı artışı gibi uygulamalar hayata geçirilmiştir. Bununla birlikte, 300 gibi aşırı vakaları doğrudan engelleyecek yasal bir düzenleme henüz bulunmamaktadır.

2. Bu tür aşırı kullanım sağlık sistemine maddi olarak ne kadar zarar veriyor?
Türkiye’de yıllık sağlık harcamaları GSYH’nin yaklaşık yüzde sekizine karşılık gelmekte olup bu rakamın önemli bir bölümü gereksiz poliklinik başvuruları, tekrarlanan tetkikler ve istismar edilen ilaç reçeteleriyle boşa gitmektedir. Her gereksiz başvurunun sisteme doğrudan maliyeti olmakla birlikte, hekimlerin verimsiz kullanımından kaynaklanan dolaylı maliyet çok daha yüksektir.

3. Bu kadının davranışı bir ruhsal sağlık sorununun belirtisi olabilir mi?
Evet, bu ihtimal göz ardı edilmemelidir. Tıp literatüründe “sağlık kaygısı” (health anxiety) veya eski adıyla hipokondri olarak bilinen durum; bireyin ciddi bir hastalığa sahip olduğuna dair süregelen ve orantısız bir endişe yaşaması ile karakterizedir. Bunun yanı sıra yalnızlık, depresyon veya anlam arayışı da bireyleri sağlık kurumlarına aşırı bağımlı kılabilmektedir. Gerçek bir tıbbi müdahale yerine psikososyal destek, bu tür vakalarda çok daha etkili sonuç vermektedir.


İleri Okuma Tavsiyeleri ve Kaynaklar

  1. Tatar, M. ve ark. (2011). “Türkiye’de Sağlıkta Dönüşüm Programı ve Sağlık Hizmetlerine Erişim.” Health Policy, Elsevier — Türkiye’deki reformların sağlık kullanımına etkisini inceleyen akademik bir makale.
  2. Dünya Sağlık Örgütü (2019). “Primary Health Care on the Road to Universal Health Coverage.” WHO Report — Birinci basamak sağlığın sisteme katkısını ele alan kapsamlı bir kaynak.
  3. Horntvedt, M. E. T. ve ark. (2018). “High-Frequency Attenders in General Practice: A Systematic Review.” BMC Family Practice — Aşırı sağlık hizmeti kullanan bireyleri inceleyen uluslararası bir meta-analiz çalışması.