Klonlama Gerçekten Mümkün mü?

Klonlama teknik olarak mümkündür; hayvanlar başarıyla klonlanmıştır. Ancak insan klonlaması etik, biyolojik ve yasal engellerle sınırlıdır.

Bilim kurgu filmlerinin vazgeçilmez temalarından biri olan klonlama, laboratuvar koşullarında artık bir hayal değil. Ancak hâlâ pek çok insanın zihninde “gerçekten mümkün mü?” sorusu yanıtsız kalmaktadır. Kısaca evet: klonlama, hem bitkilerde hem hayvanlarda hem de insan hücrelerinde çeşitli biçimleriyle başarıyla uygulanmaktadır. Fakat “bir insanın tıpatıp kopyasını yaratmak” gibi popüler kültürün beslediği imge, biyolojinin karmaşık gerçekliğiyle örtüşmemektedir. Klonlamanın ne olduğunu, ne olmadığını ve bilimin bu alanda nereye ulaştığını anlamak; hem etik hem de bilimsel açıdan son derece önemlidir.

Klonlama Nedir? Temel Kavramlar

Klonlama, genetik olarak özdeş iki ya da daha fazla organizma, hücre ya da DNA dizisi üretme sürecidir. Doğada bu zaten gerçekleşmektedir: tek yumurta ikizleri, genetik olarak birbirinin klonudur. Bakteriler bölünerek çoğalırken her defasında kendi klonlarını üretir. Dolayısıyla klonlama, özünde doğaya yabancı bir süreç değildir; asıl mesele, bunun yapay olarak ve kasıtlı biçimde uygulanmasıdır.

Bilim dünyasında klonlama üç ana kategoride ele alınır:

Moleküler klonlama, bir DNA parçasını çoğaltmak amacıyla bakteriler veya diğer vektörler kullanılarak gerçekleştirilen işlemdir. İlaç üretimi, gen tedavisi araştırmaları ve tanısal testlerde yaygın biçimde kullanılmaktadır.

Terapötik klonlama, hasta bireyin hücrelerinden embriyo oluşturarak kök hücre elde etmeyi hedefler. Bu kök hücreler, hasar görmüş doku veya organların onarımında kullanılmak üzere tasarlanır. Beyin hastalıkları, kalp yetmezliği ve diyabet gibi kronik rahatsızlıklar için umut verici araştırmalar bu alan üzerine yoğunlaşmaktadır.

Üreme amaçlı klonlama ise tam bir genetik kopyasını oluşturmak amacıyla yürütülen ve kamuoyunda en çok tartışılan türdür. Dolly koyunuyla dünyaya duyurulan bu yöntem, teknik olarak mümkün olmakla birlikte etik ve biyolojik açıdan derin sorunlar barındırmaktadır.

Dolly’den Günümüze: Bilim Nereye Geldi?

1996 yılında İskoçya’da Ian Wilmut ve ekibi tarafından gerçekleştirilen Dolly deneyi, modern klonlama tarihinin en önemli kırılma noktasıdır. Dolly, olgun bir meme bezi hücresinin çekirdeği alınarak nükleusu boşaltılmış bir yumurta hücresine aktarılmasıyla elde edildi. Bu teknik, somatik hücre nükleer transferi (SCNT) olarak adlandırılır. Dolly’nin doğuşu, yetişkin bir hücrenin geri programlanabileceğini ve yeni bir canlıya dönüştürülebileceğini kanıtladı. O güne kadar bu, teorik olarak imkânsız sayılıyordu.

Dolly’den bu yana sığır, domuz, kedi, köpek, at, deve ve hatta nesli tükenmiş türlerin yakın akrabaları dahil onlarca farklı memeli türü başarıyla klonlandı. 2018 yılında Çin’deki araştırmacılar ise iki makak maymununu klonlamayı başardı: Zhong Zhong ve Hua Hua, SCNT yöntemiyle dünyaya gelen ilk primatlar oldu. Bu gelişme, insanla evrimsel yakınlığı en yüksek türlerde klonlamanın artık mümkün olduğunu gözler önüne serdi.

Bununla birlikte klonlama süreci hâlâ son derece verimsizdir. Yüzlerce deneme yapılmasına karşın başarıyla doğan yavru sayısı çok düşük kalmakta, klonlanan hayvanların önemli bir kısmı erken yaşlanma, bağışıklık sistemi sorunları ve organ bozuklukları gibi ciddi sağlık problemleriyle karşılaşmaktadır. Dolly’nin kendisi de 6 yaşında akciğer hastalığı nedeniyle ötanazi ile hayatını kaybetti; oysa koyunların normal yaşam süresi 12 yıla kadar çıkabilmektedir.

İnsan Klonlaması: Teknik mi, Etik mi Engel?

İnsan klonlaması söz konusu olduğunda iki ayrı boyut devreye girer: teknik fizibilite ve etik kabul edilebilirlik. Teknik açıdan, maymun klonlamasının başarılması, insanın klonlanmasının teorik olarak mümkün olduğuna işaret etmektedir. Ancak pratikte engeller çok daha büyüktür.

İnsan SCNT deneyleri, yumurta hücresi teminindeki güçlükler, epigenetik yeniden programlama hataları ve gelişimsel anomaliler nedeniyle son derece düşük başarı oranları sergilemektedir. 2013 yılında Oregon Sağlık ve Bilim Üniversitesi’nden Shoukhrat Mitalipov’un ekibi, insanda SCNT yoluyla ilk kez blastokist aşamasına ulaşmayı başardı. Bu, kök hücre elde etme amacıyla atılmış önemli bir adımdı; ancak tam anlamıyla bir insan kopyası yaratmaktan çok uzaktır.

Etik boyutuyla bakıldığında ise dünya genelinde büyük bir konsensüs mevcuttur: üreme amaçlı insan klonlaması kabul edilemez. Birleşmiş Milletler, 2005 yılında tüm insan klonlama biçimlerinin yasaklanması yönünde tavsiye kararı aldı. Pek çok ülke, üreme amaçlı klonlamayı yasal olarak yasaklarken terapötik klonlamaya ilişkin düzenlemeler ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir.

Epigenetik: Klonlamanın Gizli Engeli

Klonlama tartışmalarında sıkça atlanan ama son derece kritik bir kavram vardır: epigenetik. DNA dizisi ne kadar özdeş olursa olsun, hangi genlerin aktif ya da pasif olduğunu belirleyen epigenetik işaretler, hücrenin yaşam öyküsüne, beslenmeye ve çevresel faktörlere göre şekillenir.

Bu durum şu anlama gelir: genetik olarak özdeş iki birey, aynı kişi olmayacaktır. Tek yumurta ikizlerinde bile zamanla epigenetik farklılıklar ortaya çıkar ve bu ikizler birbirinden hem fiziksel hem de psikolojik olarak ayrışır. Dolayısıyla bir insanı klonlamak, onun bilinç, bellek, kişilik ve deneyimini kopyalamak anlamına gelmez. Klonlanan birey, özgün kişiden farklı bir çevrede, farklı bir zamanda büyüyen, biyolojik olarak benzer ama varoluşsal olarak tamamen ayrı bir bireydir.

Nesli Tükenmiş Türlerin Yeniden Canlandırılması

Klonlamanın belki de en heyecan verici uygulama alanlarından biri, nesli tükenmiş ya da tükenmekte olan türlerin korunmasıdır. Mamut, yünlü gergedan ve dodo kuşu gibi türlerin DNA’larına ulaşma çabaları, bilim dünyasında büyük ilgi görmektedir.

Colossal Biosciences adlı şirket, CRISPR gen düzenleme teknolojisini kullanarak mamutun genetik özelliklerini Asya filiyle birleştirerek “mamut benzeri” bir hibrit yaratmayı hedeflemektedir. Bu çalışma, gerçek anlamda bir klonlama değil, gen düzenleme temelli bir yaklaşım olsa da kamuoyunda klonlama ile eş tutulmaktadır. Gerçek klonlama için ise iyi korunmuş, bozulmamış nükleer DNA gereklidir; bu da buzullardan elde edilen örneklerde bile çoğunlukla mümkün olmamaktadır.

Bununla birlikte 2003 yılında soyu tükenmiş bir yaban keçisi türü olan Bucardo, klonlama yoluyla kısa süreliğine hayata geri döndürüldü. Ne yazık ki yavru, doğumdan birkaç dakika sonra akciğer bozukluğu nedeniyle öldü. Yine de bu deneme, nesli tükenmiş türlerin yeniden canlandırılmasının teorik olarak mümkün olduğunu gösteren ilk somut örnekti.

Terapötik Klonlama ve Tıbbın Geleceği

Üreme amaçlı klonlamanın aksine terapötik klonlama, tıp dünyasında devrim yaratma potansiyeline sahip bir alan olmaya devam etmektedir. Hastanın kendi hücrelerinden türetilen kök hücreler, bağışıklık reddi riski olmaksızın hasarlı dokuların onarımında kullanılabilir.

Parkinson, Alzheimer, tip 1 diyabet ve omurilik yaralanmaları gibi hastalıklarda kişiselleştirilmiş kök hücre tedavilerinin önü açılmaktadır. Bununla birlikte indüklenmiş pluripotent kök hücreler (iPSC), yani olgun hücrelerin kök hücreye dönüştürüldüğü teknoloji, terapötik klonlamaya ciddi bir alternatif oluşturmaktadır. 2006 yılında Shinya Yamanaka tarafından geliştirilen bu yöntem, Nobel Tıp Ödülü’ne layık görülmüş ve klonlamaya olan tıbbi bağımlılığı önemli ölçüde azaltmıştır.


Sık Sorulan Sorular

1. Klonlanan bir hayvan, orijinaliyle tamamen aynı mı olur?
Hayır. Klonlanan hayvan, genetik olarak benzer olabilir; ancak epigenetik farklılıklar, farklı anne rahmi ortamı ve farklı yaşam deneyimleri nedeniyle davranış, görünüm ve sağlık açısından önemli farklılıklar sergileyebilir. Klonlanan kedilerin bile tüy rengi düzeni orijinalinden farklı çıkabilmektedir.

2. İnsan klonlaması yasal mı?
Dünya genelinde üreme amaçlı insan klonlaması yasal değildir ya da ciddi biçimde kısıtlanmaktadır. Türkiye dahil pek çok ülke bu uygulamayı açıkça yasaklamıştır. Terapötik klonlamaya ilişkin düzenlemeler ülkeye göre farklılık göstermekte olup bazı ülkelerde araştırma amaçlı sınırlı koşullarda izin verilebilmektedir.

3. Gelecekte insan klonlaması gerçekleşebilir mi?
Teknik engeller azalmaya devam etse de bilim camiasının büyük çoğunluğu, üreme amaçlı insan klonlamasını etik açıdan kabul edilemez bulmaktadır. Terapötik amaçlarla ise iPSC teknolojisinin klonlamayı büyük ölçüde gereksiz kılması beklenmektedir.


İleri Okuma ve Kaynaklar

  • Wilmut, I. et al. (1997). “Viable offspring derived from fetal and adult mammalian cells.” Nature, 385, 810–813.
  • Mitalipov, S. & Wolf, D. (2009). “Totipotency, pluripotency and nuclear reprogramming.” Advances in Biochemical Engineering/Biotechnology, 114, 185–199.
  • Liu, Z. et al. (2018). “Cloning of Macaque Monkeys by Somatic Cell Nuclear Transfer.” Cell, 172(4), 881–887.